Yeni bir oyun yapıyoruz: New Game!

Genellikle her animede sevmediğim bir karakter olur. Bu durum çoğunlukla yapımcıların bir günah keçisi belirlemek için bir karakteri gıcık olarak tasarlamasıyla ilgili olsa da, bazen iyi bir karakter olsa bile aşırı derecede nefret ettiklerim de olabilir (Re:Zero’daki Emilia karakteri gibi mesela.).

Bazıları ise, başta seyircinin hoşuna gitmeyebilecek karakterleri sonradan sevdirirler seyirciye.

New Game! ise, en başından beri “Ya ben şu karakteri sevmedim”, “Bu karaktere gıcık kaptım” ya da “Şu karakter serideki olumsuz karakter” demediğim (diyemediğim) ilk anime bile olmuş olabilir. (Miyazaki filmlerini hariç tutuyorum.) Öylesine cana yakın karakterler içeriyor bu anime.

 

Konusu

Aoba Suzukaze isimli mavi saçlı bir ana karakterimiz var. (Ben mavi saç diyorum da, mavi değilse çok da takılmayın, renk körüyüm ben.)

Bu karakterimiz liseden mezun oluyor ve önünde 2 seçenek bulunuyor:
– Üniversiteye başlamak.
– İşe başlamak.
Ve karakterimiz de, hayata ne kadar erken atılırsa o kadar iyi olacağına karar veriyor ve Eagle Jump isimli bir oyun firmasında işe giriyor.

Anime tam olarak burada başlıyor ve bize 12 bölümlük, kısa ve eğlenceli bir seri sunuyor.

Çocukluğundan beri oynadığı ve en sevdiği oyun olan Fairies Story isimli oyunun yapımcı firması olduğundan dolayı, Eagle Jump firmasını özellikle seçiyor bizim ana karakter… Seri boyunca da, firmanın yeni oyununun yapım sürecinin ilerlemesini görüyoruz.

Aslında evet, anime boyunca masa başında oyun geliştirip duruyorlar. Ne kadar heyecanlı olabilir ki, değil mi?

Fakat bunu,

  • Oyunun 2D karakter tasarımcısı ve en büyük hobisi ofiste geceleyip, herkes gittikten sonra pantolonunu/eteğini çıkararak uyumak olan Yagami ile tanıştıktan sonra,
  • Çizim, animasyon ve modelleme ekiplerinin genel lideri ve en büyük hobisi boncuklu tabancasıyla diğer ofis çalışanlarını vurmak olan Ahagon‘la tanıştıktan sonra (ah pardon, Umiko diyecektim, ah, vurma!),
  • Ofise tombik kedisiyle gelip, tüm gün “Yine nereye kaçtı bu?” diye kedisinin peşinde dolanan Shizuku ile tanıştıktan sonra,
  • 2D olarak tasarlanmış karakterleri, 3D olarak modellemekte çalışan ve insanlarla konuşmaya utandığı için herkesle yazışarak anlaşan Hifumi ile tanıştıktan sonra,
  • Yagami’ye karşı hisleri olduğu belli olan ve yeri geldiğinde ofiste işlenen suçları bile örtbas edip, insanların açıklarını kapatan iyi yürekli sanat yönetmeni Rin ile tanıştıktan sonra,
  • 3D modellenmiş karakterlerin hareket animasyonlarını yapmakla yükümlü olan ve en büyük hobisi ofisin ortasında ışın kılıcını sağa sola sallayarak çeşitli hareketler yapmak olan Hajime ile tanıştıktan sonra,
  • Ve diğer anormal ofis arkadaşları ile tanıştıktan sonra,

tekrar sorun isterseniz. ^^

Ve unutmadan:
O bir kuş! O bir uçak! Hayır, o Nenecchi!

Bu uçuş sahnesini tekrar tekrar izledim. ^^
Sizlere de işkence olsun diyerek; önce 2 kat hızlı, sonra normal hızda, sonra 2 kat yavaş ve sonra da 4 kat yavaş olan bu videoyu hazırladım. ^^

Seri, genel olarak Slice-of-Life türünün karakteristik özelliklerini gösteriyor. Olaylar tek bir bölümde başlayıp bitiyor, karakterlerin arkaplanına ve geçmişine fazla inilmiyor ve izleyiciyi geren ve derhal sonraki bölümü açması için zorlayan drama ve aksiyonlara girilmiyor… İzleyen, kafasını rahatlatmak ve stres atmak için izliyor.

Buna rağmen, ilk bölümden başlayıp, anime boyunca devam eden bir “oyun yapımının ilerleyişi” meselesi de var ki; o çalışma temposunu hissediyorsunuz izlediğiniz yerde.

Yapımcıya oyunun Beta sürümünün test için gönderilmesinden önce bulunan bug’lar ve onları temizlemek için girdikleri çabalar; oyun için NPC karakterlerin yetişemeyeceğini anlamaları üzerine ofiste gecelemek zorunda kalmaları falan… Tüm o çalışma temposunu izledikçe hissediyorsunuz.

Hele ana karakterimiz Aoba’nın, ofiste gecelemek için getirdiği ayıcıklı uyku tulumu var ki, izlerken “Ya ben de istiyorum ben de istiyorum.” diye ekrana bakakaldım. Daha fenası, o uyku tulumuyla Yagami’yi korkutmasıydı ki, bunu anlatamayacağım için size doğrudan o kısmı göstereyim:

Beni epeyce güldüren sahnelerden biriydi bu da. ^^

Yapımcı stüdyo Doga Kobo, ki kendisini duyduysanız da büyük ihtimalle Himōto! Umaru-chan serisiyle duymuşsunuzdur. Firma bununla ismini duyulur hâle getirmişti zira.

New Game! ‘in insanlarda beklediğim ilgiyi yaratmadığını gördüm. Bu belki de benim tuhaf anime zevklerimden kaynaklanıyor olabilir fakat şahsi görüşüm, gayet eğlenceli ve güzel bir seri olduğu yönünde.

Ayrıca serinin yönetmeni Yoshiyuki Fujiwara, ki bu isim daha önce Ao no Exorcist, Guilty Crown, Kimi ni Todoke, Sword Art Online gibi animelerde görev almış bir isim. Sağlam bir yönetmen yani.

Müzikleriyle ünlü bir anime olan K-On! serisinin müziklerinden sorumlu olan Hajime Hyakkoku ise, aynı zamanda bu animenin müziklerinden sorumlu olan isim. (Yine de öyle çok da ayılıp bayılmadığımı söylemeliyim bu serideki müziklere.)

(Alnınızın ortasına boncuk yemek istemiyorsanız, Umiko Ahagon karakterini soyadıyla, yani “Ahagon” şeklinde çağırmayın.)

Seriyle ilgili gözüme batan bazı detaylar ise şunlar:

  • Büyük bir oyun firmasında 3D karakter modellemeci olarak işe gireceksiniz, fakat işinizi nasıl yapacağınıza dair en ufak bir fikriniz yok. Yazılım kullanmayı da, karakter modellemeyi de, firma içinde sıfırdan öğretecekler size. Hmmm, oldu o zaman…
  • Kullandığınız programın altındaki hata penceresinin neye yaradığı hakkında bir fikriniz olmayacak, hata okumayı bilmeyeceksiniz ve kendinize yazılımdan anladığınızı söyleyeceksiniz… Hmmm, peki.
  • Firma, yaptığı büyük çaplı AAA oyunun projesine, sizin gibi işe yeni girmiş ve daha yazılımları kullanamayacak derecede acemi birini dahil edecek. Üstelik bu büyük çaplı oyunun oyun içi karakterlerin bir kısmını da, 3D modellemeyi yeni öğrenmekte olan size tasarlatacak. Hmmm, anlıyorum.

Buraya kadar okuduklarım, gerçekçi olmamasıyla gözüme batsa da; bir de şu detay var ki, gerçekçi olmasıyla gözüme batıyor:

  • İş yerinden mesai bitimi çıkmak yerine, patronunuzun projeleri sıralaması ve günlük görevlere yenilerini eklemesi yüzünden; işten gece 22 sularında çıkacaksınız, toplu taşımayla eve gidip, kendinize en ufak vakit ayıramadan uyuyacak ve uyanır uyanmaz tekrar işe gideceksiniz.
  • Patronunuzun “Bugün erken çıkıyoruz hadi paydos, gidebilirsiniz.” dediğinde, saatin 20 olduğunu göreceksiniz.

Özel sektörü bu kadar acı verici derecede gerçekçi yansıtmaları… Ah, bu da izlerken içimi acıttı doğrusu.

Ama tabii bu firmadaki gibi ofis arkadaşları olsa, sanırım hiç kimse dert etmezdi elbette bu durumu. ^^

Eğlence yönünden dolu dolu, güzel vakit geçirmenizi sağlayan ama insanlar tarafından benim beklediğim ilgiyi görememiş olan; “underrated” diyebileceğim bir seri. Eğlencelik, kısa bir seri arıyorsanız; aradığınız seri bu olabilir.