Nichijou, benim olağan hayatım

Slice-of-Life türünün bağımlılarından biri olarak, Nichijou’nun yerinin bende her daim ayrı olduğunu söylemeliyim. Nichijou kelimesi sözlük anlamı olarak “benim olağan hayatım” anlamına geliyor. İsminden dolayı haklı olarak, sıradan bir günlük yaşam animesi bekliyorsunuz. Olağan olayların olduğu, olağan diyalogların geçtiği, olağan kişilerden oluşan bir anime.

Ama gelin görün ki, kazın ayağı öyle değil.

(Ödevi yapmayı unuttunuz ve dersten atıldınız. Koridordasınız. Koridorun penceresinden, okulun bahçesini izleyerek vakit geçiriyorsunuz… Ne kadar sıkıcı di mi? Bahçede en fazla ne kadar tuhaf olaylar görebilirsiniz? Di mi?)

Sıradan bir günlük yaşam yok. Çevrenizde olabildiğince absürt olaylar olabiliyor. Ana karakterimiz Yukko (aynı zamanda Yuuko olarak da bilinir) bu tip olaylar karşısında her ne kadar şaşkınlığını gizleyemese de, çevresi ve tüm dünya tarafından sanki çok sıradan olaylarmış gibi karşılanır.

(Sırıkla atlama yaparken, engelin altından atlamak dünyanın en normal şeyidir. Bu şekilde kazanmanız da çok normaldir. Buna şaşıran Yukko anormaldir. En azından Nichijou dünyasında böyle.)

 

Aslında Yukko’ya odaklansam da, bu animenin belli başlı bir ana karakteri olmadığını söyleyebiliriz. Olaylar genellikle şehirdeki pek çok sakinin başından geçiyor. Kara kedisi Sakamoto ve kendi yaptığı robotu Nano ile birlikte yaşayan minik profesör Hakase olsun; Yukko’nun arkadaşları Mio ve Mai olsun; Takasaki ve Sakurai öğretmenler olsun; tek bölümlük karakterler ve olaylar olsun vs. vs. sürekli bir “her hayattan kesitler” gösterme eğilimi var animenin… Ve isminin aksine, bu kesitler hiç de olağan kesitler değil. Bu durumu da Yukko dışında garipseyen yok. (Belki Haruna Annaka da sayılabilir derdim ama, bayılan arkadaşının göz bebekleri kayboldu diye, hiçbir şey yokmuş da normalmiş gibi görünmesi için, keçeli kalemle gözlerini boyamaya, göz bebeği çizmeye kalkışması aklıma geldi de… Yok yok, o sayılmaz bence.)

(En garip geçen yazılı sınavınız hangisiydi? Yine de, bununla kapışacak kadar garip olamazdı.)

Keiichi Arawi’nin çizdiği ve Kyoto Animation‘ın animasyona dönüştürdüğü bu seri; özetle, pek çok kişinin etrafında geçen ve günlük hayattaki absürt olayları mizahi bir biçimde dile getiren güzel bir seri. Bir yerden sonra durum o kadar absürt bir hâl alır ki, insan farkında olmadan bu serinin müptelası olduğunu görüverir.

Gülmekten nefesimin kesildiği, yanaklarımın ağrımaya/acımaya başladığı ve sonraki sahneleri kaçırmamak için animeyi duraklatmak zorunda kaldığım durumlar nadir olur. Sizi temin ederim, bu o nadir animelerden birisi. Komedi seri arayanlara tavsiyedir.