Panzer vor! – “Girls und Panzer” incelemesi

Son zamanlarda anime dünyasında yer alan “Sevimli şeyler yapan sevimli kızların sevimli öykülerinin sevimli anlatımı” tarzı, seyirci çekmek maksatlı yaklaşımların bir hayli artmasından ötürü; seyircilerin bu özelliklerin birini ya da birden fazlasını içeren animelere karşı önyargılı yaklaşmak için makul derecede haklı nedenleri var.

Özellikle son birkaç yıldır, “Şirin kızlar dağlara tırmanıyor!” ya da “Şirin kızlar gitar çalıyor!” ya da “Şirin kızlar silahlarla çatışıyor!” türevi animelerin fazlalığına binaen; “Şirin kızlar tank kullanıyor!” şeklinde bir animeye önyargılı yaklaşılmasını bu sebeple yargılamam… Ve evet, ben de önyargılı yaklaştım.

Fakat buna rağmen, hafızamın derinliklerine “Eğlenceli ve güzel bir hikaye” olarak kazınan güzel bir öykü oldu.

Girls und Panzer’in hikayesi oldukça basit bir hikaye. Dünyadaki tüm okullar, Sensha-do (yani “Tank yolu”) adı verilen bir spor dalında yarışmaktadırlar. Bu evrende yaygın olarak bilinen tankçılık; kızların, kadınlığa geçerek olgunlaşmasında ve yetişkin bir birey hâline gelmesinde önemli bir sanat olarak görülür.

Hikayemizin kahramanı Miho Nizhizumi, önceki okulunda çok yetenekli bir tankçı iken; kendisine göre haklı sebepleriyle bu işi tamamiyle bırakmaya karar verir ve tankçılık sporunun olmadığı bir okula geçiş yapar. Fakat talihsizlik bu ki, kendisinin okula transferinin akabinde, transfer edildiği okul da tankçılık sporu için kadro açar ve bütçe ayırır. Bundan daha fena olan talihsizlik ise, okulun öğrenci konseyi başkanı, Miho’nun başarılı tankçılık geçmişinin farkındadır ve onu yeni kurulan tankçılık kulübüne katılması için zorlamaktadır.

Drift yapan tanklar? Uçan tanklar?
Evet, Girls und Panzer’de sıradan bir güne hoşgeldiniz.

Kesin olarak söyleyebileceğim ilk şey, Girls und Panzer’deki tank savaşları kesinlikle muhteşem! Ve çok fazla tanklarla ilgili anime izlemediğimi peşin olarak belirterek demeliyim ki; söylenenlere göre tank savaşı ile ilgili ciddi bir seri değilmiş bu. Eh, bunu zaten anlamıştım. Siz de bir üstteki GIF’te olayı anlamışsınızdır. Tanklarını pembeye boyayan kızların, savaşı kaybedince hem morallerini düzeltmek hem de ceza olsun diyerek utanç verici bir dans etmek zorunda kaldığı ve maçları kazanmak için dostluğa önem verdikleri bir seri. Aşırı ciddi bir seri olmasa da, aradığınız aksiyon ve macerayı kesinlikle içerdiğini söyleyebilirim.

Serinin eğlenceye yönelik olması, tabii ki tanklar hakkında tamamiyle alakasız davrandıkları anlamına gelmesin. 2. Dünya Savaşı ya da daha eski tankları içeren seri, bu tankları büyük bir doğruluk ve detaylara gösterdiği özen ile izleyiciye sunuyor. Tanklarla ilgili sık sık açıklamalar yapılıyor ve tarihte nerelerde üretildiği, nerelerde kullanıldığı, tanka dair bilgiler vs. izleyiciye sunuluyor. Bu tanklarla yapılan savaşlar belki biraz aksiyon ve eğlenceye kaysa da, savaşlarda yapılan stratejiler gerçek tarihi olaylara ve gerçek savaşlara dayandığından; seride hem eğleniyor, hem de bilgileniyorsunuz.

Fener Balığı Dansı
(Eğer bir tank savaşını kaybetmişseniz, ceza olarak izleyicilerin karşısında yapmanız gereken dans.)

Animenin hikayesi oldukça tempoluydu ve açıkçası sonundan tatmin oldum. Anime, kısa da olsa, bölümler boyunca yavaş ve güzel bir tempo izliyor. Aynı zamanda “Girls und Panzer: der Film” isimli bir film de var ki, seriyi tam olarak noktalıyor. Oldukça güzel ve sevdiğim bir film.

Sanat bakımından ise, anime gerçekten etkileyici arkaplanlara sahip. Seri boyunca arkaplanların gerçekten detaylı ve iyi çizildiğini fark ediyorsunuz. Bir seride arkaplana özensiz davranıldığında, hatta bazı serilerde diyalog sahnelerinde arkaplanın bile çizilmeyip, beyaz bırakıldığını gördüğümde; o seri için tepkisel olarak kafamda puan kırıyorum. Genelde o tür şeyler daha çok manga havası verdiği için sevilse de, nihayetinde manga okumuyoruz. Anime izliyoruz. Arkaplanları çizin bir zahmet. Ayrıca özenli çizerseniz (bu serideki gibi) tadından yenmez.

Karakterlere geldiğimizde ise, serideki karakterlerin genel olarak iyi gruplar ve güzel grup dinamiği oluşturmak üzere yoğunlaştığını görüyoruz. Bu nedenle, karakterlerin hiçbiri kendi başına mükemmel değil ve ekip hâlinde mükemmelliği oluşturuyorlar. Buna rağmen, bir mürettebat “tek başına mürettebat” olarak yorumlanmıyor ve her karakterin kendisine ait bir konuşma süresi oluyor. Bunu sevdim.
Rakip okulların karakterleri ise, çok fazla ekran süreleri olmamasına rağmen, şaşırtıcı bir biçimde izleyiciye kendisini kısa sürede sevdiriyor. Başlarda sinir olduğunuz karakterler olsa bile, maksimum 2 bölüm içerisinde kanınız ısınıyor ve seri bittiğinde (üstüne bir de filmini izlediğinizde), geriye ısınmamış olduğunuz hiçbir karakter kalmıyor ve hatıralarınızda sıcak karakterler olarak yer kaplıyorlar.

Serinin müziklerinin ise tüm o aksiyonu güzelce desteklediğini düşünüyorum. Savaş esnasında çalan savaş naraları olsun, açılış ve kapanış klipleri olsun, güzel seçilmişler.

Serinin atmosferine göz attığımızda ise, başta insana yabancı bir ortama, hiç bilinmeyen bir dünyaya giriş yapılmış hissi geliyor. Bilinen eğitim sisteminden tamamiyle farklı bir eğitim öğretim sistemi ve öğrenci sistemi; “tank kullanmak ve tank ile savaşmak” gibi bir eylemin “erkeklerin asla yapamayacağı” bir iş olarak görülmesi ve kızların kendilerini olgunlaştıran onurlu bir iş olarak yaptığı iş olması vesaire… Fakat ortama alıştığınızda; tüm bu müzikler, karakter tasarımları ve gelişimleri, okul kulüpleri, tanklar ve savaşlar, kısacası her şey harika bir atmosfer yaratıyor. Açıkçası tanklara özel bir ilgim yok ve tanklar hakkında pek fazla şey bilmiyorum, dolayısıyla bu savaşların gerçekçi olup olmadığını bilmiyorum (tabii drift atan tankların gerçek olamayacağının farkındayım); fakat benim gibi tank konusunda bilgisiz birini bile ekran başına kilitleyecek atmosfere sahip.

Kadınları hayata hazırlayan, onların tank savaşları ile daha nazik (!), zarif (!) ve mütevazı bireylere dönüştüğü tankçılık evreninden bildirdim…

– Panzer vor!

Şimdiden iyi seyirler! ^^